30.04.2009

“seni unutmayı senden öğrendim”


Bazılarımız alışkanlık bazılarımız aşk dese de herşeyin yolu önce kalpten geçiyor.Nabız atışıyla paralel olan bir ritimle başlayıp hızlanan kalp, zamanı da peşinden sürükleyerek ilerler.Bazen zaman tökezler bazen sen.Emek vermek burda çıkıyor seninle yola.Bir taraf sıcak bir taraf soğuk olmakta inat ediyorsa ılık bile kalamıyor aşk işin kötüsü.

Lakin kendinden soğutmak için önce ısıtmak gerek.Isınmış olan sıcak bir şeyi de üfleyerek yavaş yavaş tadına vararak yemeyi öğretmedi değil mi annen sana.

Kimse unutmak için sevmez.Sevdiğinde de bırakmak istemez evet.Çünkü vazgeçen olmak kalan olmaktan daha çok incitir.Benim annem sıcağı sevdirdi bana.Ve üfleyerek yemeyi.Seni unutmayı da senden öğrendim.

Fırsat olarak göremedim insanları ve kuramadım “Benden daha iyilerine layıksın” gibi cümleleri.

Seviyorsam sonuna dek uğraşırım=Uğraşmıyorsam sevmekten vazgeçmişimdir.

Haberin olsun.

Kesiyorum gidiş- dönüş senin biletini.

(.)elbet görüşeceğiz

28.04.2009

İstanbul



İstanbul’a yağmur düşünce İstiklal’deki kısa etekli kadınların büyük şemsiyelerinde birikir yaşlar.

Yüzümden eksilmeyen hüzün, onlar gibi içime düşüp biriken senden.

Bana yeniden anlatsana aşkı.Ezberlenmiş öğretilerden uzak ve en başından başlayarak bu kez..

Tozu dumana katan şehrin çocukları gibi yuvarlanalım beraber öğrenirken.

Yol kenarında biz ve ortasında tramvay.

Gezginliğinin vermiş olduğu bir bilgelikle bana bakan aşk , İstiklal’de yorgun.

Suskun ben gibi, sensizlikten bu gün.

Ve bu gün başıma gelen en şiddetli yağmurdun.

Güneş getirsin kendinle birlikte bana seni.

Seni özledim.

Sen olmalısın yanımda ve şimdi.

20.04.2009

Hayatımın tartısına taşıyamayacağım yüklerin ağırlığı binerken düşürmekten korkmadım umudumu.Umutlarım kırılmazdı, alıngan değildiler pek.Düşlerim camdandı.Yaralarını bile parçalanmış, parlak bir kırmızıyla örtüştürürlerdi.Küçüktüler.Savunmasız.Aldım içime, ısıttım sonra.

Sonra büyüyen bir bebek gibi kıpraşmaya başladı.Bir iki tekme belki.Zayıf düşünce hastaladı içimdeki.Duygularım üşüdü.Üşüdüm benle onla birlikte.Düşlerim kırık döküktü işte böyle.Tamir bile tutmaz oldu.Bütün bunlar olurken uzaklaştım.Uzaklar kendime yaklaştırdı beni.Aldım içime, ısıttım sonra.

Sonra gri bir gökyüzünde şimşekler çakarken rengarenk bir gök kuşağı demek ister ya hani , zor anlar umulmadık şeyler getirir insana.En sevdiğim insanı kaybettiğim günden beri ortaya çıkan bu gücün varlığını topuklarımdan yere çivileyerek tutmaya çalışıyorum.Sevdiğim kime zararım dokunacak olsa cebimdeki sessizlikle gidiyorum kalbinden.Farkına varmaması daha iyi ve benim yolum çok uzun.Sessizliği Aldım içime, ısıttım sonra.

Sonra huzursuzluklarımla beraber uyutuyorum koynumda.Her gece yastığa başımı koyarken kalbini kırdığım biri oldu mu diye düşünüyorum.Geçen bu zamanda attığım adımlarla geldiğim yola bakarsak mutsuz olmam gerektiğini.Olmuyorum.Hayatta tek kişiyi kaybetmiş olmanın üzüntüsü var ki o da yaşamıyor. Yaşadım Kaybetmeyi.Ağır, duman rengi.Kasvetli nem kokusu.Beni kaybetmeyi kimseye yaşatmama çabam bundan benim sanırım. Çok da kan kaybetsem “yapma” diyemeyişim.Aldım içime, ısıttım sonra.

Sonra öleceğim bunlarla birlikte.Zamanın hızından başım dönüyor.Kaybetmeye yakın duruyoruz.İçinden beni düşürme.

şürmedim ben çünkü.İçimdeki eskimiyor masmavi seninle.

19.04.2009

sessizlik

Yüzme bilmeden
Daha deniz görmeden
Hiç güne
şte yanmadan…
Şimdi ölmek istemem bir kalbi sarmadan…
A
şkı tatmadan daha
Onla sarho
ş olmadan
Hiç sevi
şmeden daha
Şimdi ölmek istemem daha hiç gülmeden…
Çoban yıldızı…

Sen benle kal… Çoban yıldızı…
Hep benle kal… Çoban yıldızı…

Bu şarkıyı defalarca dinleyip içimde biriken gözyaşlarını dışarıya bırakıyorum.Ölmüş duygularımı doğurmak gibi.Yaşamasa bile canımı yakıyor.Ve bu sancıyı kimseye anlatamıyorum.Yalnızlık böyle bir şey olsa gerek.

16.04.2009

kadınım

“Bu masada bir pencere önü çiçeği,bir yarım bardak su ve küf tutmuş ekmek olacak bu gece.B’ask’a da birşeye gerek yok.”

Masaya bir bardak koyup içi yarısına kadar doluyken susuzluktan öleceğini bilsen yine de o çiçeğe döküyorsan o suyu, soldurmuyorsan içindekini iyi koru.Müsaitse sevmeye geleceğim.

O çiçek ki kadınlık demek.Annenin eli kadar sıcacık bir dokunuş.İçindeki özlem kadar kocaman.Merhamet demek o çiçek.Sevmenin ağır olduğu vakitlerde açıyorsa bekleyiş demek.O çiçek hayatın.Hayat o kadının buruş buruş eteğinde.git de al hadi.

Hoş geldin kadınım de.

Yüreğin kurumayan öz suyu gibi her dem tazesin sen ben de.

15.04.2009

sukunetim


Huylarını değiştirmek insanda yeni bir kimlik almış hissi yaratıyorsa alışkanları değiştirme vakti gelmiş demektir.Yaz gelince eskileri atmak kadar kolay olmuyor yıllarca aynı gardroptaki partallarına bile kıyamayan birinde.Ve Duygularımın eskimiş çamaşır mandalından farkı yok.Üstelik karma karışıklar.Siyah çamaşırlarla yıkanan beyazlar gibi.Tek güzel tarafı hepsinin pembe görünüyor olması.Kabuk tutan yaralar bile zamanla kapanıp ten rengini alıyorken insan nasıl almasın kendi demini.Aldım ben de sayende.

‘Bir zamanlar daha cesur ama mutsuzdum şimdi mutlu ama korkağım’

Değiştim gibi büyük cümlelerin altında kalacağım diye korkaklığım.

Sukunetim hep bundan.

11.04.2009

ölüm


Herkes Ölür Ölümünü

“Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.”

-C. Pavese-

I

Kanatlanır, kanatılır bütün boşluklar.

Aynalar her gün bir başka yalan söyler

ve kalınır geride çizilmiş hayatlardan,

geride yağmurlardan ve çığlıklardan.

Herkes çizer boşluğunu…

II

Her aşk başlarken pembe,

ayrılıkta rengi siyah yalnızlığın…

(Herkes arar pembesini.

Oysa kendinden ötesi yoktur;

kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini…)

III

Herkes sever doğumunu;

kim sever ölümünü?

Herkes sever doğrusunu;

kim sever yanlışını?

Herkes susar ayıbını.

Herkes susar ayıbını…

IV

Herkes bilir gitmesini.

Bir zaman öğrenirsin

gideni sırtından öpmesini

Herkes yaşar hasretini…

V

Herkes geçer gençliğini

Herkes…Buğusunda anıların

yitirir kekliğini…

VI

Herkes yaşamakla suçlu,

aşkıyla hükümlüdür;

herkes doğarken ölümlüdür.

Herkes ölür ölümünü;

ğe salıp düşlerini,

salıp tenini, nefesini

bırakır ceketini.

Herkes bırakacaktır ceketini…

Yılmaz Odabaşı

6.04.2009

“Aşk bir kapı..Çalarsın çalarsın açılmaz ki”


..Kesikti camlar.Ve içeriye hava giriyordu.Siyah düşüncelerin arasında dolanan ışık gibiydi.Şeffaflığı beyazlığındandı.Ellerimi uzattım.Dokunduğum yokluğunun rüyasıydı.

Aşk bir rüya..Uçarsın uçarsın geçilmez ki

deniyordu şarkıda.Oysa bence

Aşk bir yağmurdu..Yağmasa bile ıslanırdın ki ..

Kapı çalınca herkes kapıya koşar ama ev sahibi neden kapıyı açmaz ki?